
Peş peşe meydana gelen iki depremin ardından Türkiye'nin bazı bölgelerini ve komşu ülke Suriye'yi de tahrip etmesinin üzerinden uzun bir zaman geçti. Ölüm sayısının yaklaşık 45.000'i Türkiye'de olmak üzere 51.000 kişi olduğu tahmin ediliyor. 321 kilometre uzunluğundaki yıkım yolunda milyonlarca kişi yerinden oldu. 6 Şubat'ta Türkiye’nin Gaziantep şehrinin kuzeybatısında meydana gelen 7,8 büyüklüğündeki depremin ardından ikinci gün ise 160 kilometre kuzeyinde gerçekleşen 7,7 büyüklüğündeki deprem yüzbinlerce binayı daha yıktı.
Türkiye yıkıcı depremin ardından bölgenin yeniden inşasında önemli adımlar atıyor
TÜRKİYENİN YENİDEN İNŞASI
Yetkililer tarafından yıkılan veya ciddi şekilde hasar gören bina sayısının 200.000'den fazla olduğu bildiriliyor. Kurtarma çabaları sona erip yerinden edilmiş tüm insanlar için konut ve altyapıyı yeniden inşa etme planları başlandı. Bu planlama oldukça fazla maliyetin de habercisi olduğunu işaret ediyor.Türk hükümeti, on binlerce binanın çökmesinin ardından inşaat müteahhitleri hakkında soruşturma başlatmakta gecikmedi. Bu soruşturmalar sonucunda şu ana kadar 200'e yakın kişi tutuklandı. Erdoğan, “Yıkılanların yerine daha iyisini yapacağız. Gönülleri kazanacağız ve halkımızın önüne yeni bir gelecek sereceğiz” sözlerini kullandı.
Hükümet, son derece iddialı bir programla, depremden etkilenen bölgede bir yıl içinde toplam 488.000 konut inşa etme sözü verdi. Bu çalışmanın sorumluluğunu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı üstleniyor. Türkiye'nin konut idaresi TOKİ, etkilenen şehirlerdeki yeniden yapılanma çabaları için yetkili kurum olarak destek verecek. Dar gelirli vatandaşlar için toplu konut projelerini üstlenen TOKİ'nin 10 ilde inşa ettiği 133 bini aşkın konutta herhangi bir yapısal hasar olmadığı bildirildi. Ankara Bilkent Üniversitesi'nde İnşaat ve Teknik İşler Müdürü Mevlüt Kahraman, depremden beş gün sonra Malatya’da denetlediği okul inşaatını ziyaret etti. Daha sonra bir diğer depremden etkilen bölge olan Adıyaman'a da gitti. Kahraman, “Bölgeyle ilgili gözlemim, hasar görmüş veya çökmüş binaların çoğunda çok az perde duvar olduğu yönünde. İnşaat kalitesi çoğunlukla düşüktü” dedi. TOKİ binalarının genel olarak depreme dayanıklı olduğunu düşünen Kahraman, bunun sebebini, yüksek sismik riske eğilimli alanlarda iyi performans göstermelerini sağlayan tünel kalıp sistemi kullanılarak inşa edilmesine bağlıyor. Türk hükümetinin jeolojik ve zemin etüt çalışmaları ile birlikte evlerin yeniden inşasında kullanmayı taahhüt ettiği bu inşaat yönteminde çok katlı betonarme binalarda, yanal yüklere direnmek ve düşey yükleri taşımak için çok sayıda perde duvar kullanılıyor. Kahraman, tünel kalıp inşaatının Türkiye inşaat sektörünün 40 yıldır kullandığı bir teknoloji olduğunu belirtiyor. Arup'ta Kıdemli Risk ve Dayanıklılık Mühendisi Uzmanı Mike Mieler, inşaat şirketlerine Türkiye'de betonarme çerçeveli yapılarda yaygın olarak kullanılan donatısız yığma dolgu duvarlardan iç ve dış bölme duvarlarda uzaklaşmalarını tavsiye etti. Bölgede hasar değerlendirmesi yapan Mieler, bu tür duvarların depremde sıklıkla çatlayıp parçalandığını ve güvenlik açısından ciddi bir risk oluşturduğunu kaydetti. Tekniğin kısa sürede ortadan kalkmayacağını kabul etmekle birlikte, Türkiye'deki inşaat sektöründen bazıları, tabandan izole edilmiş bir hastanenin müteahhitlerinin dolgu duvarları çelik çerçeveli bölmelerle değiştirmeyi tavsiye etti.
Depremin kapsamlı hasarı göz önüne alındığında, hasar boyutunun çok büyük olduğu belirtiliyor. İstanbul Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama bölümünde Yardımcı Doçent olan Dr Mete Başar Baypınar ve meslektaşları, Şubat ayı sonlarında Antakya ve İskenderun şehirlerini de içeren afet bölgesinin güneyini ziyaret ettiler. Bölgedeyken 20 Şubat'ta üçüncü büyük depremi yaşadılar, hasar görmüş binalar üzerindeki depremin etkisini gördüler. Baypınar, "Antakya'da çok katlı apartmanların olduğu çok geniş alanlar tamamen yıkıldı veya ağır hasar gördü. Ana arterler açılırken, tali yollar molozla tıkanmıştı. Ana yollar boyunca her 1.000 metrekarede iki ile beş iş makinesinin enkazı kaldırdığını gördüm, çok daha fazlası da ana yollar arasında çalışıyordu” dedi. Baypınar, daha önce Dünya Bankası için bölgeye odaklanan “Afet ve İklim Değişikliğine Dayanıklılık ve Kentsel Dönüşüm Kapasitesi Geliştirme Projesine” liderlik etmişti. Ayrıca üniversitenin Osmaniye'de devam eden kentsel dirençlilik planlaması çalışmalarının bir parçası olmuştu. Baypınar, "Bölgenin oldukça savunmasız olduğunu zaten biliyordum. Ama örneğin deprem, Kahramanmaraş'taki yıkım beklentilerimin çok üzerinde oldu. Hükümet ve bazı muhalefet partileri tarafından vaat edilen çok sayıda konut projesi, özellikle agregalar olmak üzere inşaat malzemeleriyle ilgili darboğazlar göz önüne alındığında, gerçekten mümkün görünmüyor” sözlerini kaydetti. Ayrıca, deprem bölgesindeki enerji maliyetleri ve lojistik sorunlardan kaynaklanan yüksek fiyatların zorluğu artırdığına da dikkat çekti.
İddialı hedefler
Beklentilerin ötesinde hasar

Kahraman, yeniden yapılanma öncesinde dikkatli bir planlama yapılması gerektiğinin altını çizerek, “Tüm inşaat disiplinlerinin (şehir planlamacıları, peyzaj mimarları, iç mimarlar ve mühendisler) dahil olması gerekiyor. Hız önemli, ancak planlama daha da önemli olmalı” ifadelerine yer verdi. Baypınar, birçok binanın yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyacağına, aynı zamanda içme suyu ve atık su sistemleri gibi altyapının da tamamen elden geçirilmesi gerekeceğine dikkat çekiyor. Bina yoğunlukları, arazi kullanımı ve ulaşım bağlantılarının tümü, yeniden yapılanma sonucunda değişip elektrik şebekelerinin de yeniden inşa edilmesi gerektiği anlamına geliyor. Yetkililerin, gelecekteki doğal afetler durumunda güvenli güç depolama seçeneklerini dikkate almaları öneriliyor. Yardım çabaları, 2023 Şubat ayındaki depremlerden sonra enerji eksikliği nedeniyle sekteye uğradı. Ayrıca bölgenin tarihsel olarak fay hatları üzerinde işleyen ulaşım sistemlerinde değişiklik yapılması da tavsiye ediliyor. Baypınar, "Ulaştırma altyapısının ve terminallerin dayanıklılığı, mali kaynak açısından sanayi ve tarım bölgesi için önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Genel olarak, bölge güçlü toplu taşıma sistemlerinden yoksundu ve çoğunlukla eskiyen otobüs ve minibüs filolarına bağlıydı. Afetten önce daha sürdürülebilir ve erişilebilir toplu taşıma sistemleri üzerinde çalışıyor ve uluslararası mali destek sağlamaya çalışıyorduk. Toplu taşıma sistemlerinin ve buna eşlik eden araba paylaşımı, e-skuter gibi ortak sistemlerin şehirlerdeki ekonomileri canlandırmaya daha hızlı yardımcı olabileceğine inanıyorum” dedi.
Depremin etkilediği bölgedeki binalara ilişkin resmi değerlendirmeler, 232.000 kadar binanın yıkılması gerektiğini gösteriyor. Birçoğunun da güçlendirmeye ihtiyacı olduğu vurgulanıyor. Baypınar, binaların büyük bir kısmının tamamen kaçak olarak inşa edilmediğine, ancak bina yönetmeliklerine uygunlukla ilgili birçok sorunun olduğunu belirtiyor. Bunun yanı sıra uyarlama, yanlış kullanım veya yeterli bakım yapılmaması nedeniyle binaların yapısal bileşenlerinde tehlikeli eklemeler ve çıkarmalar olduğuna dikkat çekiyor. Baypınar, “Maalesef ülke genelindeki yüksek kayıt dışı bina oranı hükümetler üzerinde baskı oluşturuyor. Ev sahipleri ve kullanıcılar, ya daha büyük evleri satın alamayacakları için ya da sadece bu tür girişimler cezalandırılmak yerine ödüllendirildiği için kullanım alanlarını genişletme adına birden fazla ekleme yapıyorlar. Konutlardaki birçok birimin indirimli süpermarketler, kafeler ve diğer perakende birimlerine dönüştürüldüğü için Türkiye'de imar kalitesi giderek zayıfladı. İş Yerlerinin Açılması ve Ruhsatlandırılmasına İlişkin Yönetmelik'te ‘güvenli’ olarak nitelendirilen bu faaliyetlerin birçoğu, binalardan sütunların kaldırılmasıyla ölümcül hale geldi. Yani sadece inşaat değil, binaların yönetimi ve imarla birleştirilmesi de sorun teşkil ediyor. Kentsel dönüşüm, entegre imar, bina yaşam döngüsü yönetimi ve sürdürülebilir kentsel gelişim ile ilgili olarak, kayıt dışı faaliyetleri azaltarak afet ve iklim direncini artırmayı da amaçlayan yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var” açıklamalarını yaptı. Kahraman, mevcut binaların durumlarına göre yeni perde duvarlar eklenmesini ve uygun olduğunda, hasarlı kolonların etrafında beton veya fiber kompozit malzemelerle birlikte kolon mantolamasını da öneriyor. Binalardaki donatısız dolgu duvarları güçlendirmek için fiber kompozit malzemelerin eklenmesini tavsiye eden Kahraman, “Binanın uygun olması durumunda çelik elemanları karbon fiber malzemelerle kombine olarak da kullanabiliriz. Ancak bazı devlet kurumları güçlendirme fikrine sıcak bakmıyor ve yeni inşaatı tercih ediyor. Yeniden yapılması gereken bina sayısı çok fazla ve sonsuz bir bütçemiz yok. Diğerlerinden daha iyi bildiğim bir şehir olan Malatya'da, hafif veya orta derecede hasar görmüş, kolayca yenilenebilecek ve toplam yeniden inşa maliyetini azaltabilecek birçok bina var. Türkiye'de yeni inşaat metrekare başına ortalama 500 dolar, yenileme maliyeti ise metrekare başına yaklaşık 100 dolar” dedi.
Güçlendirme ve imar

Dikkatli planlama gerekli
Dünya Bankası'nın Şubat sonundaki tahminlerine göre, Türkiye'deki doğrudan fiziksel hasarın maliyeti yaklaşık 34,2 milyar ABD Doları olarak belirlendi. İyileştirme ve inşaat maliyetinin çok daha yüksek, potansiyel olarak iki kat daha yüksek olacağını da kabul etti. Konut binalarındaki doğrudan hasar, bu maliyetin yüzde 53'ünü (18 milyar dolar), konut dışı binalarda ise yüzde 28'ini (9,7 milyar dolar) oluşturuyor. Altyapı 6,4 milyar dolar daha hasar gördü. Dünya Bankası, yardım ve kurtarma çabaları için 1,78 milyar dolarlık bir ilk paket açıkladı. Baypınar, merkezi ve belediye yönetimlerinin Dünya Bankası, Avrupa Birliği, AB Dayanışma Fonu ve diğer kaynaklardan daha fazla fon toplayabilmesini bekliyor. Ancak ülkenin yalnızca binaları ve altyapıyı yeniden inşa etmek için değil, aynı zamanda inşaat malzemelerinin üretimini ve nakliyesini hızlandırmak için de fonlara ihtiyacı olacağını belirtiyor. Deprem sonrasında aceleye getirilen projelere karşı uyarıda bulunarak, "Uzmanların çoğu şu anda büyük şehirlerdeki mevcut binaların hasar değerlendirmesi veya savunmasızlığının değerlendirilmesiyle meşgul, bu nedenle şu anda yeterli inşaat kalite kontrolleri için çok az bir kapasite kaldı. Türkiye, afet sonrası iyileştirme ve imar planlaması sürecini yönetebileceğini, risk esaslı arazi kullanım planlaması ve imar yönetimi uygulayabileceğini, inşaat süreçlerinde kalite kontrolleri için daha katı kurallar getirebileceğini, kapsamlı bir mevcut bina stoklarının kontrol edilmesi ve acil eylem planları geliştirilip, daha fazla fonun buraya kolayca akmasını sağlayacaktır. Ayrıca profesyonel hizmetlerde malzeme ve darboğazlardan kaynaklanan maliyetleri düşürmenin yenilikçi ve yaratıcı yollarını bulmalıyız. Örneğin, ahşap veya diğer malzemelerin modüler olarak kullanıldığı hibrit binaların tanıtılması belki kısa vadeli iyi bir çözüm olabilir. Ancak bunların verili piyasa koşullarında hızla incelenmesi gerekiyor” sözlerini kaydetti.
Maliyetler ve finansman
